
dikkat geyik çıkabilir!!!
(site sahibine sormadan aldım ama fotoğraf kaynağı burasıydı)
çamlıca’daki bir otobüs durağından geçen otobüslerin yarısı kadıköy’e, yarısı üsküdar’a gider. önündeki güzergah tabelasına bakmadan bindiğin otobüsün gitmek istediğin yere götürme ihtimali yarı yarıyadır. bence o durakta bu riski almaya değer; ilk gelen otobüse nereye gittiğine bakmadan bin ve seni istediğin yere götürmesini bekle. hem zaten iett’nin şans melekleri yanında değilse bile sonradan bunu telafi edebilirsin.
bu sabah ben de öyle yaptım; ilk gelen otobüse nereye gittiğine bakmadan bindim. “hey dostum bu yaptığın saçmalık” demeden önce işsiz güçsüz, orta yaş bunalımı eşiğindeki bir adamın davranışlarında mantık aramaman gerektiğini hatırlatırım.
boş bir koltuğa oturup gazetemi açıp okumaya başladım(bak 40 yeni kuruş verdim ya, hemen de benim gazetem oldu. bu mantığı anlamakta zorlanıyorum. adam eve gelir, televizyonu açar, o esnada bir dizi oynuyordur, bunu anlatırken; “oturup dizimi izledim” der. sanırsın senaryosundan, yönetimine kadar her şeyi o üstlenmiş, karşında küçük bir sinan çetin vardır. ya da alır “moron olmanın 1001. yolları” isimli kitabını eline; “kitabımı okudum” der. öyle ya birkaç ytl verdin diye hemen de senin kitabın oldu! gözlerim doldu!). gazetede hür ve kabul edilmiş masonların başkanı kaya paşakay ile ilgili bir haber dikkatimi çekti. haber değil tabi, isimlere takmış biri olarak isim dikkatimi çekti; kayapaşakay. kaya paşa kaya. kaya paşak ay. paşa kayakay. kay paşa kay. cemil zil çaldı. neyse işte tuhaf geldi bana. tuhaf olan isim değil, isim+soyisim bileşimi. yoksa kaya isim olarak gayet mantıklı, ciddi, aklı başında bir isim. üstelik kaya adında yaşça büyük bir programcı arkadaşım var. “kaya abi bunu okuyorsan selamlar. yengeye ve çocuklara da selamlar”. neyse dediğim gibi tuhaf geldi. böyle bir isim+soyisim bileşimim olacağına 10.000 ytl borcum olsun. hah ismim kaya paşakay değil, 10.000 ytl borcum da yok, ne güzel sabah sabah 10.000 ytl kârdayız. bu arada yeri gelmişken, lionslar olsun, rotaryenler olsun, masonlar olsun hepsine kıl olurum, onlarla aramızda bir bağ kurmaya kalkışmasın kimse. daha neler bir masonluğumuz eksikti. (ya o değil de bir de semra’nımın papatyaları vardı. ne oldu onlara?)
sabah sabah 10.000 ytl kazanmanın moraliyle gazeteyi okumaktan vazgeçip pencere kenarından dışarıyı izledim bir süre. otobüs, duraklardan birinde durduğunda genç bir adam dikkatimi çekti. adam önce küpesi ve sonra da tokasını düzeltti. bak hemen şimdi gözlerini kapat ve bu cümleyi kendince hayal et, kurgula:
adam önce küpesi ve sonra da tokasını düzeltti.
adam önce küpesi ve sonra da tokasını düzeltti.
adam önce küpesi ve sonra da tokasını düzeltti.
adam önce küpesi ve sonra da tokasını düzeltti.
gerçeklerse kurguladığın gibi değil. görünüşe göre her şey normaldi; küpe dediğim cem yılmaz’ınkinden ve tek yaptığı da bir ara elini kulağına götürmekti. ve “toka” dememe de bakma; saçları uzundu ve gözlerinin önüne düşmesin diye ince siyah bir taç takmıştı kafasına, onu düzeltti. ama bunu yazdığımda eminim pek çok kişi şuh hareketlerle kırıtarak iri, kocaman taşlarla bezeli küpesini düzelten, yine aynı hareketlerle önce saçlarını arkaya atarak sonra çiçekli böcekli tokasını saçına takmaya çalışan yumuşak bir adam hayal etmiştir.
işte bir olayı görmek ve başkasından okumak arasındaki fark budur. birinde olduğu gibi görürsün, diğerinde okuduğunu yeniden kurarsın. buraya kadar gördüklerim normaldi. sonra adam yere düşen akbilini almak için eğildiğinde kırmızı tangasını gördüm. dermişim. ahah, şaka lan, yok öyle bir şey. böyle bir şey olmadı, yeminle. hem zaten bunu kelimelerle anlatmakla görmek arasında bir fark yoktur. bu olmadı ve kolay kolay olmaz da. sevgili halkımız henüz erkekte kırmızı bir tanga’ya, kadında kıç çatalı dekoltesi’ne hazır değil.
indirip bindirdikten sonra yolumuza ve izlenimlerimize devam ettik. yolda gördüğüm bir berber levhası dikkatlerimi başka bir yöne çekti, bir anda kendimi başka türlü sorgulamalar içinde buldum:
“altın makas erkek berberi”
işte bak türk esnafının en büyük takıntısı, bu dükkana isim belirlerkenki içinde altın geçen isim takıntısı, kokoreç’ten sonra ab yolundaki en büyük engellerinden biridir. nereye gidersen git, anadolunun hangi kasabasına gidersen git; altın şiş kebap evi, altın top bilardo salonu, altın emlak, altın makas terzisi, altın örümcek web ödülleri, altın kitaplar yayınevi vs. vs. liste böyle uzar gider. uluslar arası kabul gören film festivallerinden ikisinin isminin altın palmiye, altın portakal, haliç’in bir diğer isminin altın boynuz olduğunu da hatırlatırım.
oysa bir sezyum olsun, bir kalay olsun, bir alimünyum, arsenik, hassiyum, osmiyum, uranyum, kalsiyum olsun bunlar da değerli elementler. mesela hassiyum lise son'da en sevdiğim elementlerden biriydi. neden hassiyum ç’köftecisi, osmiyum lostra, zirkonyum güzellik salonu, sezyum kebap evi görmeyelim, çok mu duygusal davranıyorum acaba?
neyse uzatmayalım, otobüs son durağa geldi. nereye mi gelmişti? tabi ki kadıköy’e.
aşkta kaybeden, iett’de, ido’da, şehir hatları vapurlarında kazanır. senin gibiler için her zaman pencere kenarında boş bir koltuk vardır. ve duruma göre bazen şehir hatları vapuruna binen son kişi sen olursun ve bazen de durağa gittiğinde “bas gaza şoför kardaş / ulaştır beni yare” diyebileceğin bir otobüs hazır beklemektedir. ama minibüsler için aynı garantiyi veremeyiz.
sonuç olarak; sonuç falan yok işte. yemişim giriş gelişme sonuç üçgeninde pişen yazıları(ne oldu şiştin mi 11-f edebiyat hocası?).
gönül sohbetimizin sonuna gelirken müslüman arkadaşların geçmiş ramazanını, kadir gecesini, gelecek bayramını, diğer dinlerden arkadaşların paskalyasını, yortusunu vs. vs. kutlar, esenlikler dilerim.
konuyla alakası yok ama biterken nancy sinatra önceki gece 22:36’dan beri 127. kez -ve bence morissey’den daha iyi bir yorumla- close your eyes / and think of someone / you physically admire / and let me kiss you / let me kiss you / but then you open your eyes / and you see someone / that you physically despise / but my heart is open, my heart is open to you / but my heaaaart iiiis ooooopen my heaaaaart iiiis ooooopen tooooo youuuuuu diyordu. indir, dinle, bayram şekeri yerine geçsin. sevgiler.





