televizyonumuz olmadığı için maçların bir kısmını mahalle kahvesinin penceresinin önünde, maradona’nın biri
tanrı’nın eliydi dediği ve bir diğerini
orta sahadan 7 ingiliz futbolcuyu çalımlayarak attığı gollerini tarihe ve istatistiklere yazdığı 2-1’lik
arjantin-ingiltere maçını ve
arjantin’in
almanya’yı 3-2 yenerek kupayı kaldırdığı
final maçını da 9 yaşında bir çocuk olarak komşulardan birinin evinde izlediğim
mexico 86’dan beri izlediğim tüm turnuvalar'dan kalan hatıralar bu turnuvada tekrar suyüzüne çıktı.

salvatore schilacci’nin gol kralı, o zamanki adıyla batı almanya’nın şampiyon olduğu italya 90, yankilerin memleketinde yapılan ve finalde penaltı kaçıran roberto baggio’nun italya’yı kupadan ettiği, brezilya’nın şampiyon olduğu, omam bıyık’lı, bebeto’lu, martin dahlin’li, gol krallığını paylaşan oleg salenko’lu ve bulgar hristo stoitchkov’lu america 94 ve yakın bir geçmişte zidane’ın evsahibine kupayı kazandırdığı fransa 98 ve dört sene önceki ronaldo’nun iki golüyle finalde almanya’yı 2-0 yenerek kupayı brezilya’nın kaldırdığı ilhan mansız’ıyla, ümit davala’nın iğrenç saç stiliyle türkiye’nin de katıldığı güney kore/Japonya 2002
almanya 2006’ya gelince:
kabul etmek gerekir ki avrupadaki karşılaşmalar güney amerikalılar için, güney amerikadakiler de avrupalılar için deplasman gibi. yoksa avrupalılar’ın bu turnuvada coşmalarını neye bağlamak gerekir?
grup maçlarında hayal kırıklığı yaratan polonya, çek cumhuriyeti, hırvatistan ve elbette fransa’ya karşılık sürpriz yapan takımlar da ekvador, gana ve avustralya oldu. kenneth andersson’u, martin dahlin’i olmayan bir isveç’in kupanın hayalkırıklıklarından zlatan ibrahimoviç'le ne kadar zorlandığını gördük.

ingiliz'lerin turnuvada çok yukarılara gidemeyeceği belliydi ama frank lampard ve steven gerrard’ın beklenmedik bir şekilde penaltı kaçırarak portekiz'e elenmesi sürpriz oldu. 2002’de brezilya’yı şampiyon yaptıktan sonra ülkesindeki avrupa şampiyonasında finalde yunanistan'a kaybeden portekiz’in patronu scolari bu turnuva da hem kendinin hem portekiz’in sınırlarını zorluyor. bir fenerbahçeli olarak yeni sezonda takımın başında kimi görmek istediğimizden artık eminiz sanırım; 4 sene önceki kupada "scolari, gruptan çıkar bizi" diyenlerle aynı tempoda "scolari, şampiyon yap bizi" demek istiyoruz.
kıran kırana dengede geçen bir maçın usta bir hakem yardımıyla nasıl kazanılabileceğini almanya-arjantin maçında gördük. slovak hakem lubos michel'in evsahibinin olmadığı bir turnuvanın ne denli zevksiz geçebileceğini düşünen yukarıdaki birilerinden talimat aldığını düşündüren taraflı yönetimi sonunda almanlar önce beraberliği yakalayarak uzatmalara taşıdı ki zaten amaç da buydu. penaltı atışı sırasında buzdolabından yeni çıkmış biralar gibi soğuk duran almanların kaybedeceğini kim düşünür ki?
mor menekşeler’in ve çizme’nin hakan şükür’ü(elbette torino'nun şabanı'ndan daha iyi) luca toni’li italyan milli takımı ise gelebileceği son noktaya geldi, almanlara gücü yetmeyecektir. yarı finalin bir diğer maçında ise christiano ronaldo’lu portekiz’in iyi bir moral ve form yakalayan zidane’lı fransa'ya diş geçirmesi mümkün gibi görünmüyor. belki de portekiz’in tek kazancı 4 yıl sonra güney afrika’da düzenlenecek sonraki dünya kupasına dişlek ronaldinho, kızgın boğa rooney, çıtkırıldım lionel messi ile damgasını vurabilecek sulugöz christiano ronaldo’yu kazanmış olması olacak. küçük ronaldo'nun o zamana kadar oyunda çıkmak zorunda kalınca ağlamayacak kadar büyümüş olmasını umuyoruz.
zidane böyle istedi
güney kore ve isviçre’yi yenemeyen fransa’nın kupanın mutlak favorisi görülen brezilya’yı safdışı bırakmasının iki sebebi vardı belki; mutlak favori gösterilmeleri nedeniyle özgüvenleri havalarda uçuşan, bu yüzden yürüyerek bile kazanabileceklerini düşünen ronaldinho ve arkadaşları ve elbette oyunu ve turnuvanın bundan sonraki aşamasını tek kişilik bir şova dönüştürmeye hazırlanan zinedine zidane’ın futbolu.

öyle ki adı şimdiden almanya-fransa olarak konulan finalde grup maçlarından sonra oynadığı futbolla yeniden doğan zidane’ın tek başına klinsman ve öğrencilerini dövüp dövemeyeceği bile şimdiden tartışılmaya başlandı. ama özgüvenini yeniden kazanan bir zidane’ın bile kendi saha ve seyircisi önünde oynayacak almanlar’dan kupayı kapması zor görünüyor.
mehmet demirkol’un dediği gibi: her şeyi bir kenara bıraksak bile bu başlı başına bir senaryo, bir roman ve oskarlık bir film gibi. artık futboldan zevk almıyorsanız bile bununla büyük heyecanlar yaşayabilirsiniz.
öyleyse kalan son üç maç için ekran başına.