31 Aralık 2005

Super(kahra)manlıktan istifa ediyorum


Geçen gün nevarneval? 'in Kahramanlar Nerede? başlıklı yazısını okuduktan ve Daisy dün akşam beni Organize İşler'deki Superman'a benzettiğini söyledikten sonra bu konuda tekrar düşündüm ve süperkahramanlar hakkında şu kanıya vardım:

Eğer bu dünyada süper kahramanlar gerçekten olsaydı, bazı insani duygulardan yoksun olmaları gerekirdi. Mesela ölümlülerin onlara sadece yardıma ihtiyaçları oldukları için yöneldiklerini/aradıklarını/başvurduklarını, belki de kullanıldıklarını düşünürlerdi. Bu yüzden bir süperkahramanın insanoğluna özgü egolarından kurtulması gerekiyor. Aksi halde kahramanlık yapmak, kahraman olmak istemezlerdi.

Bense bir süperkahraman olamayacak kadar hassas, duygusal, korkuları, şüpheleri, arzuları olan, bazen bencil-egosit-narsist biriyim, bu yüzden istesem de Super(kahra)man olamam.

Bunu neden düşündüğüme gelince: Daisy'nin benimle olan iletişiminin önemli bir bölümü(7.5/10) ondan gelen teknik sorular/taleplerden oluşuyor. Bundan şikayetçi değilim, hiç bir zaman da şikayetçi olmadım ve üstelik Daisy'nin de beni teknik yönden kullanmak, elinin altında her zaman bilgisayarlar/internet hakkında yardım alabileceği birinin olması için benimle olan iletişimini sürdürmek istediğini düşünmedim hiç bir zaman ve asla bu şekilde düşünmeyeceğim ama bir yerden sonra her ölümlü insana olabileceği gibi böyle kuşkular beliriyor.

Belki de ilk defa kendimi herkesin yardımına koşan bir süperkahraman yerine koydum, ve sanırım bir süperkahraman olsaydı bu dünyada bazen bu tarz kaygılar/sanrılar/düşünceler içerisine girebilirdi.

29 Aralık 2005

5 kafadar'ın 3'ünden: "Merhaba Dünya"


En arkadaki üç kafadar solungaçlarını dışarı çıkardı, ortalığı kolaçan ediyor.


Bir süre sonra hafiften oluşmaya başlayan gövdelerini de ortaya çıkaracaklar. Diğer ikisinden henüz ses seda yok, çünkü onların kökleri bu üçüne oranla daha derinde.


Boylarını, poslarını görelim, bir de renk versinler, isimleri de hazır.

Yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl. Herkese kutlu olsun.

Geçen akşam iş dönüşü eve geldiğimde duvara asılmış Fazilet 2006 takvimini görmeseydim yeni yılın yaklaşmakta olduğunun farkında olamayacaktım bile. Ben de alışıldık üzere yeni yıldaki planlarımı tekrar gözden geçirdim:

Bütün kışkırtmalara ve tahriklere karşın Kırmızı Don'dan her sene olduğu gibi bu sene de uzak durulacak.

Blog/yazın aleminde umulan bulunamazsa tiyatro, resim, müzik(ilkokuldaki flüt trajedisinden sonra -flüt hariç-. belki şarkı sözü) alemlerine dalınacak. Bir yerlere saklanmış gizli bir yetenek mutlaka olmalı.

Yurtsever Kardeşler'in özellikle hepsinin bir araya gelip siyahlar giyinerek ortaya da yarı çıplak bir mankeni attığı ve benzer tarzdaki kliplerinin yasaklanmasıyla ilgili bir imza kampanyası vs. başlatılırsa seve seve katılınacak.

Ayhan Işık / Clark Gable tarzı bıyık? Olabilir mi? Olası etkileri araştırılacak. Yeni yılda yeni bir görünüm fena olmayabilir.

Piper'e
Arjantin Tango'ya ikinci olması için teklifte ısrar edilecek. Kabul etmezse başkası aranacak/bulunacak.

İngilizce pratik yapmak için Sultanahmet'te gönüllü rehberlik yapılacak.

Almodovar'ın filmlerini ve Don Quijote'u orjinal dilinde izlemek/okumak için Cervantes Enstitütüsüne gitme zamanı geldiği düşünülecek ve 2. yabancı dil için
düğmeye basılacak.

Evrensel bir kural olarak en iyiler kapılmış olabilir ama bir yerlerde gözden kaçmış biri olmalı. Aramaya devam edilecek.

28 Aralık 2005

Sigara içmek bu kadar mı güzel özendirilir?



Gittiğim mekanlardan birinde gördüm. Görüntü net değil ama cep telefonu kamerasıyla ancak bu kadar olur.

İri puntolu yazının altına "Biz denedik çok güzel" diye de ekleme yapılmış.

Çok özendim, sigaraya mı başlasam ne!

Tırtıllar asla asla asla kahverengi bot giymez

Bilmiyorum,
bilmiyorum,
bilmiyorum.

Bildiğim en önemli şey, belki de bildiğim tek şey; tırtılların asla asla asla kahverengi bot giymedikleri.

Nedenini sorma, nedenini bilmiyorum.

24 Aralık 2005

2005'te arananlar

Google Press Center, 2005'in en fazla arananlarını yayınladı.

Dünyada en fazla aranan kişi Janet Jackson oldu. Sıralama aşağıdaki gibi oldu.

1. Janet Jackson
2. Hurricane Katrina
3. tsunami
4. xbox 360
5. Brad Pitt
6. Michael Jackson
7. American Idol
8. Britney Spears
9. Angelina Jolie
10. Harry Potter

Türkiye'de en fazla aranan ise beklendiği üzere Gamze Özçelik oldu. Listenin diğer sırasını da şu sonuçlar oluşturdu.

1. gamze özçelik
2. ssk
3. meb
4. fenerbahçe
5. galatasaray
6. milliyet
7. turkcell
8. rüya tabirleri
9. sibel kekilli
10. hürriyet
11. yonja
12. fal
13. sabah
14. burs
15. okey

Ülkelere göre yapılan arama sonuçlarına baktığımızda ise Australia'da paris hilton, Brezilya'da Receita federal, Chile'de horoscopo, Danimarka'da arto, Finlandiya'da sm-liiga, Fransa'da fnac, Hindistan'da sureroute, İrlanda'da rte, İsrail'de ראש השנה(Rosh Hashana), İtalya'da miss italia, Japonya'da 台風情報(typhoon information), Hollanda'da marktplaats, Yeni Zellanda'da trademe, Polonya'da allegro, Rusya'da Мебель (furniture), İspanya'da operacion triunfo, İveç'te blocket, İngiltere'de mayo clinic diet ve Vietnam'da phim (movies) ilk sırayı aldılar.

Listenin tümüne buradan ulaşabilirsin.

Bakalım 2006'da en fazla kimler aranacak?

21 Aralık 2005

Beşinci bulundu

Maureen mi olsun, yok o olsun, yok bu olsun derken en sonunda beşinci ismin ne olacağına karar verdim.

Bir ara, bir anlık kızgınlıkla Pussy olmasına karar vermiştim ama sonra o kendini şövalye sanıp salakça idealler peşinde koşan aptallar şövalyesi Don Quijote'un hayallerinde yaşattığı, güzeller güzeli kraliçesi Dulcinea'sı, aslında orta yaşını aşmış, çirkin ve -ben de Sancho'nun yalancısıyım- soğan kokan Dulcinea'sının ismini vermeye karar verdim.

Böylece Filiz, İstanbul, Google ve Bilginç'in önerdiği Çankaya'dan sonra beşinci isim olarak Dulcinea yeşerecek.

Ama henüz saksı toprağında bir hareketlenme yok. Bir kaç gün önce kenarda küçük yeşil bir ot belirmişti ama zararlı olabileceğini düşünerek yoldum onu da. Zaten hareket için henüz erken, Ocak sonunu beklemek gerekiyor.

10 Aralık 2005

Olan / biten

İş çıkışı bazı günler metroya Şişli durağından biniyorum. Aşağı inene kadar yön duygumu kaybediyorum, tersim dönüyor. Metro Taksim yönüne doğru hareket ettiğinde ise sanki yanlış yöne giden metroya binmişim gibi geliyor.

Daisy canımı sıktı. Merak edip nasıl olduğunu sordum ve meşgulüm, ben gelince konuşalım dedi.

Öğle yemeğini yediğim yerde iki gün üstüste bir venüs'lü ile kesiştik. İlk gün karşımda duruyordu ve nedense çekici gelmişti, ara sıra gözlerimi kaçırmaktan alamamıştım kendimi. Sonraki gün yine aynı saatte oradaydım, o da oradaydı iki arkadaşıyla. Ama bu kez daha fazla bakıştık. Uzaktan çekici gelmişti ama konuşmaya başlayınca bir-iki hafta oraya gitmesem daha iyi olur dedim kendi kendime.

Maureen'in dersine girmek için işyerinden iki saat erken çıktım. Dünyanın 7 harikası dışında başka harikalar hangileri olabilir? i konuştuk. Ben Panama Canal'ını önerdim, kendisi de The Giants Causeway'i önerdi. İlk defa duyduğumu söylediğimde "google'dan bakabilirsin" dedi. Bunun üzerine "ben zaten her zaman google kullanıyorum" diye cevap verdim. Ben de" diye karşılık verdi. Komik ve güzel bir ders oldu, eğlendim. Ona bakarken tuhaf oldum, offf çok mu ayran gönüllüyüm.

Öyleyse bunlar da olsun

Metro Şişli durağının merdivenlerinden aşağı doğru inerken daha yavaş inmeli. Yön değiştirirken kendinde olmak gerekiyor.

Daisy ile daha seyrek görüşmeli. Hatta en iyisi aramamalı, yazmamalı, yanına gelmek istediğinde de meşgulüm demeli.

Öğle yemeği için başka alternatifler bulmalı.

Maureen'in derslerine daha sık katılmalı.

Soğanlar ekildi


IBB'nin verdiği saksının 5 lale soğanı sığamayacak kadar küçük olduğunu da soğanları ekmeye çalıştığımda anladım.

Ben de hem estetik bir görüntü olsun, hem de yerden tasarruf edeyim diye ikisini daha derine ve diğer üçünün önüne gelecek şekilde ektim.

Futbol takımının oyuncuları poz verirken fotoğraf karesine sığmaları için oturanlar ve ayaktakiler diye ikiye ayrılır ya-resimdeki gibi-, aynen öyle olacak filizlendiklerinde. İkisi öne üçü arkaya. Tabi bu durum daha derine ektiğim ikili için biraz risk içeriyor.

Saksıdaki 5 soğana şimdilik isim koymak için erken diye düşündüm. Önce boy/pos/renklerini göreyim dedim ama üçünün ismi hazır: Filiz, İstanbul ve Google.

Diğer ikisine de henüz karar veremedim. Aklında varsa bir isim sen de önerebilirsin.

06 Aralık 2005

En güzel lale, benim lale

İBB'nin düzenlediği İstanbul'a 3 milyon Lale kampanyasında yarışmak için artık benim de 5 soğanım var.


İşte ilk resmi.

Amaç katılmak, kendi ellerimle diktiğim bir lale soğanının açtığını görmek.


Lale'yi şiir okuyarak büyütmeyi planlıyorum. Fırsat bulduğumda müzik dinletmek de diğer bir planım. Ve konuşmak kendisiyle.

Öncelikle kendisine bir isim vereceğim . Eski hikayelerden birinin ismini. Yoksa her bir soğana ayrı bir isim mi vermek gerekiyor? Neyse, farketmez yeteri kadar hikaye var nasıl olsa :)

Cansever'in şiirleri karamsarlığa itebilir, güzel şeylerden bahseden kafiyeli bir şeyler olmalı. Eskilerin güzel şiir dediklerinden. Müzik olarak da hareketli bir şeyler düşünüyorum.


Uygun toprak bulup ektikten sonraki zamandan başlayarak her hafta bir resmini koyacağım buraya. Belki büyüdüğünü görmek istersin sen de.

En güzel lale benimki olacak. Benimkiyse en güzelidir zaten. Başka güzellik ölçüm yok.


Olur da sen de bu kampanya vesilesiyle dikili bir soğanım olsun istersen dağıtım programına buradan erişebilirsin.

03 Aralık 2005

Yaşam bir tenis topu

"Yaşam boşluğa takılmış bir tenis topudur. Boşluğa ve zamansızlığa takılmış ve öylece kalmıştır" Edip Cansever















Bir kaç günden beri yine ayrıntılara gömüldüm.

Yine içime kapanıp düşünmekle, bugünlerde kendimi etkisine kapılmaktan alıkoyamadığım tek bir kişi özelinde hayatı ve kadınları sorgulama / nedenleri-soruların cevabını bilme isteğiyle geç(m)iyor günler.

Diğerlerinin yaptığı gibi yapmayı çok isterdim. Hayata kenarından bakıp anlamaya çalışmak yerine hayatın içine karışmak ve yaşamak, çokça oynamak, bu kadar basit.

Böyle anlarda, sorular seni rahatsız etmekten vazgeçene kadar çevreyle olan iletişimin de mümkün olan en düşük seviyeye iner. Hayat durdu diyebileceğin anlardan birini yaşarsın.
Zaman durmuş, yaşamın boşluğa ve zamansızlığa takılmış bir tenis topu gibidir artık.

Bir hayat boyu kendini bu ayrıntılardan kurtaramayanlar için durum daha vahim tabi. Tüm bir ömür yaşadığının farkına varamadan sorgulamalarla geçiyor.