31 Ocak 2006

kuş gribi'nden kahraman(!)



bilindik sebeplerle tavuk ve ürünlerinden yaklaşık bir aydır uzak duruyorum ve üstelik kaç gündür yumurta, menemen, tavuk, yumurtalı makarna vs. yemek istiyorum diye söyleniyordum.

sonunda bugün bir aydır süren özlemi dindirmek, tavuk sektörüne katkıda bulunmak ve rutin hayatıma birazcık da olsa heyecan katmak için menüyü değiştirmeye karar verdim.

öğle yemeği saatleri olduğundan bir hayli kalabalık olan lokanta'ya girdim ve kendimden emin bir sesle: "şu tavuk'lu yemekten istiyorum" dedim.

bir anda herkes konuşmasını bölüp sesin geldiği tarafa döndü ve bu cesur(!) genç adama doğru baktı. meraklı ve hayran bakışların sessizliğini yemek sırasında bekleyen orta yaşlı bir kadın: "cesurlar ve kahramanlar(neval hn. duyuyor musunuz?) tavuk yiyiyor, ne güzel" diyerek böldü.

neyse, yemeğimi aldım ve afiyetle yedim.

bir saat geçti ve karnım ufaktan ağrımaya başladı, sırtım terliyor ve gözlerim seyiriyor. bir kaç gün içinde ölürsem tek sebebi resimde vucudunun ufak bir parçası görünen tavuk olacak(geçmişte hiç bir komşumun tavuğuna kışt demedim, o yüzden karma'dan olma ihtimali yok).

hiç kimse bu şekilde ölmeyi haketmiyor.

(kendime inanmıyorum, son günlerde geyiğin dozunu kaçırdım. millet Ağca'dan, doğalgaz'da dışa bağımlılıktan, RTE'nin, Unakıtan'ın malvarlığından, futboldaki kaos'tan sözederken benim yazdığım yazılara bak. neyse, zaten gündemi takip etmek gibi bir amacım yoktu, hem televizyonlar, gazeteler ne güne duruyor?)

28 Ocak 2006

karma happened

“büyükannenizin evine giderken küçük bir kasabada ihtiyaç molası için durduğunuzda dükkana giren o adam... hani sabahın onunda bir paket sigara, birkaç kazı kazan ve büyük boy bira alan, o haydut kılıklı adam. ailenizle birlikte içeri girmek için, çıkmasını bekleyeceğiniz türden biri. işte o adam benim. benim adım Earl. ve görünüşüm yüzünden beni bir kalıba sokmak yerine eğer beni gerçekten tanımayı denersen, zamanını boşuna harcarsın. çünkü ben tam olarak olduğumu düşündüğün adamım.”

cnbc’nin yayınlanmasını iple çektiğim yeni dizilerinden my name is Earl'ün yukarıdaki girişle başlayan ilk bölümünü geçen gün gülmekten yerlere yatarak izledim.

konusu kısaca: “hayatı boyunca kimseye yararı dokunmamış bir kapkaççı olan Earl’ün bir gün şans yüzüne gülüyor ve kazı kazandan tam 100.000 dolar kazanıyor. ancak sevinçten çıldırıp caddede koşmaya başladığı sırada bir araba çarpıyor ve biletini düşürüyor. hastanedeyken talk-show programcısı Carson Daly’yi karma felsefesi üzerine konuşurken duyuyor ve bir aydınlanma anı yaşıyor. karma felsefesine göre iyilik yaparsan karşılığında iyilik bulursun. kötülük yaparsan da bu hayatın boyunca peşini bırakmaz felsefesinden yola çıkarak, 100 bin dolarlık bileti bu nedenle kaybettiğine karar veriyor. ve kahramanımız hayatı boyunca yaptığı bütün kötülüklerin 259 maddeden oluşan listesini çıkararak hepsini birer birer düzeltmek için işe koyuluyor” olarak özetlenen bu diziyi izledikten sonra ayrıca karma’yla ilgili kafamda önceden oluşan soru işaretlerini de gidermiş oldum.

isminin karma olduğunu bilmesem bile,

daha küçücük bir çocukken kuyruğundan çektiğim kedinin sol elimi tırmalamasından(karma hemen oldu),

kovanlarına sopayla tecavüz ettiğim katil arıların beni 50 metre kadar kovalayarak kafamı birkaç yerinden ısırmalarından(karma olmakta gecikmedi),

lisede okurken uygulamalı elektrik dersinde pencere kenarındaki iri sineklerin iki kanadından elektrik verip kızarttıktan(ortalığa kızarmış et kokusu yayılmıştı. bu vahşeti nasıl yapabildiğimi hala cevap verebilmiş değilim. neyseki karma olmakta gecikmedi) sonraki günlerde kontrol kalemiyle prizleri kontrol ederken kısa devre oluşması sonucu ufak çapta bir elektrik şoku yaşayıp, o zamanlar jöle’yle şekil verdiğim saçlarımın –görmeliydin- diken diken olmasından

karmayı ve yaptığım kötülüklerin -ve iyiliklerin- karşılığını mutlaka alacağımı uygulamalı olarak öğrenmiştim.

fakat bunun bir felsefesi olduğunu ve isminin de “karma felsefesi” olduğunu diziyi izleyene kadar bilmiyordum. hatta geçen senelerde popstar! tarkan’ın karma felsefesine merak saldığını gazetelerden okuduğumda da “karma” nın tarkan’ın cinsel hayatının karmaşık/karma olmasından geldiğini düşünmüştüm(cahillik!).

hatta hayranı olduğum alicia keys’in karma’sı bile konu üzerinde daha ciddiyetle durmamı sağlayamadı.

ta ki earl’ün 259 maddelik listesini görene dek.

şimdi ben de hayatımın şu anına kadar olan kısmının karma felsefesi açısından bir dökümünü yaptım ve buraya da yazıyorum.

yaptığım kötülükler ve listem

1-) küçük siyah kedinin kuyruğundan yakalamıştım. sonuç: karma oldu(tehlike yok). ama yine de zor durumdaki kedilere yardım edilecek.

2-) arıların kovanına çomak sokmuştum. sonuç: karma oldu(tehlike yok) her ihtimale karşılık ana kraliçe hakkında olumsuz tek söz söylenmeyecek, her fırsatta arıların çalışkanlığından sözedilecek, sabahları süt ve bal karıştırılıp afiyetle içilecek.

3-) pencere kenarındaki birkaç sinek, kanatlarından elektrik verilerek kızartıldı. sonuç: sonraki günlerde yaşadığım küçük şokla durumun eşitlendiğini umuyorum(tehlike yok?) üstelik sivri olanları her yaz kanımı içmeye devam ediyorlar.

4-) yaşlı bir adamın askerdeki oğluna göndermemi istediği mektubu, verdiği parayı kaybettiğim için yırtıp çöpe atmıştım. sonuç: karma olmadı, bundan sonra da olmaması için telefon-posta kuyruğunda bekleyen yaşlı amca-teyzelere mutlaka yardım edilecek, otobüste yer verilecek, gerekirse karşıdan karşıya geçirilecek


bana yapılanlar

1-) İlk kız arkadaşım beni aldatmıştı. sonuç: sonradan evlendiğini duydum. bu karma sayılabilir mi?

2-) sonraki ben askere gidince terk etti. sonuç: evlendiğini duydum. ya evlenerek yırtamazlar, bunlar sayılmasın lütfen. karma uzmanları bu konuda ne der?

3-) 6-7 yaşlarındayken okul kapısının önünde yüksek sesle oynadığım gerekçesiyle okul koruması tarafından enseden havaya kaldırılıp bıçakla korkutulmuştum. sonuç: bilinmiyor.

4-) yolda kendi halimde yürürken kopekler peşimden 500 metre kovalamıştı. sonuç: bilinmiyor. bu felsefe köpekler için de geçerli midir acaba?

şükürler olsun ki listem çok kabarık değil. şimdi utanmasam bir kaç kişiyi sobeleyeceğim ama bunun bana karma olarak geri dönmesinden korkuyorum. yine de okuyan herkesi sobelemiş olayım. yerinde olsam başım belaya girmesin diye bu sobeleme olayını görmezden gelmezdim :)




22 Ocak 2006

herkese merhaba, biz beş kardeşler

beş kardeşler imzasıyla gelen aşağıdaki mektubu noktasına dokunmadan buraya yazıyorum.

"bizi merak edip durumumuzu öğrenmek isteyen herkese içten, samimi ve yemyeşil sevgilerimizi sunuyoruz.

adım Çankaya, beş kardeşin en büyüğüyüm.

kendisine anyone diyen ve bizimle ilgilenmek konusunda acemi denebilecek birinin eline düştük. mr. anyone'ı şahsen tanırız, hayatı boyunca toprak, ağaçlar ve çiçeklerle tek ilişkisi, ilkokula giderken bir miktar pamuk kütlesinin arasına bir kaç fasulye koyması -ki bu yüzden kendini çiftçi sanmıştır-, bir de ankara'da askerlik yaparken silah zoruyla 10-15 tane fidan dikmesidir.

böyle birinin elinde başınıza gelebilecekleri tahmin edebilirsiniz. biz beşimizi küçücük bir saksıya sığdırmaya çalışması yetmiyormuş gibi sözde daha geniş ve ferah bir yer adına geçen gün yerimizi değiştireceğini söyledi.
neyse ki cumartesi yazıları'nda yazan bir blog kardeşinin kendisini uyarmasıyla tam yeni yerimize alışmışken başka bir yere taşınmaktan kurtulduk.

sizlere biri geçen haftalarda, diğeri geçen gün toplu halde çektirdiğimiz resimlerimizden ikisini gönderiyoruz. bizi daha iyi tanımanız için isimlerimizi de yazdık. bizleri beğeneceğinizi ve seveceğinizi umuyoruz.

iki kardeşler Ruhi Bey ve (Z)Or Bey'in haberini alınca çok mutlu olduk, yalnız olmadığımızı bilmek çok güzel. kendilerini bir an önce toparlamaları için dua ediyoruz.

ben Çankaya ve küçük kardeşlerim Filiz, Dulcinea, İstanbul ve Google'dan, Ruhi Bey ve (z)Or bey'e, merakları, yorumları ve yakın alakalarıyla bizleri mutlu eden öncelikle blog kardeşlerine ve daha sonra herkese selamlar.

imza: beş kardeşler"



18 Ocak 2006

beş kardeşler'den haber var

sizleri merakta bıraktığım için çok üzgünüm ama beş kardeşler'in yeni maceralarını okumak ve son durumlarını görmek için -muhtemelen- pazar(22 Ocak) gününe kadar beklemeniz gerekiyor.

evet Çankaya dahil hepsi de görünür oldu, hatta gövdeleri de iyice belirginleşti. sağlıkları, sıhhatleri de çok çok iyi, ellerinizden öperler.

akşama kadar havadan sudan, memleket meselelerinden konuşarak günümüzü harcıyoruz.

ama daha büyük bir saksı ve yeni ve taze bir toprak hakkettiklerini düşünüyorum, tadilat bu yüzden. bir de saksı yerleşiminde minik bir tutarsızlık var, küçük de olsa bir müdahalede bulunmak zorundayım.

"beş kardeşler yeni evlerinde" isimli maceramızda görüşmek üzere :)

13 Ocak 2006

blue chamber'ın sırları -hile ile- çözüldü

oyun, crimson room ve the mistery of time and space'e göre çok çok daha basit. belki bu tür oyunlara giriş yapmak için iyi bir başlangıç noktası olabilir.

parayı bulmam gerektiğini ve nerede bulabileceğimi hile yoluyla öğrendiğimi de itiraf ediyorum.

tabi ki burada kapıdan nasıl çıkabileceğini anlatıp oyunu henüz oynamamış ve fakat oynayacak olanların hevesini kaçırmaya niyetim yok. yine de oyunu oynamayı düşünenler hilesiz ve mutlu bir son için bu yazının bundan sonrasını okumayabilirler.

ama odada dönüp duranlar ve ısrarla arama motorlarından yardım isteyenler için iki ipucu verebilirim:

dışarıdan yardım almak istiyorsan bir yerlerde gizlenmiş olan parayı bulman gerekiyor. sen olsan paranı nereye saklardın? :)

yardım almak için telefonu da kullanman gerekecek.

12 Ocak 2006

yeni başlayanlar için günden güne: kim kimdir?

isimsiz ziyaretçilerimden biri merak edip "kim bu Daisy?" diye sorunca bir rehber hazırlamak zorunda hissettim.
Daisy, Emma, Piper ve diğerlerinin kim olduğu konusuna geleceğim ama önce diğer sakinlerden sözedeyim:

beş kardeş lale veya beş lale kardeş'ten haberin vardır herhalde. Filiz, Google, İstanbul, Çankaya(isim annesi bilginç) ve Dulcinea adındaki bu beş şirin lale bir kaç aylık ömürleri boyunca yaşamak üzere kendilerine ayrılan küçük kahverengi bir saksı içinde hayatlarına devam etmektedirler.

burada gerçek ismiyle kendisinden sözettiğim -yanılmıyorsam- tek kişi olan Maureen[edit/21/04/06- artık değil, ismini değiştirmek zorunda hissettim]; devam etmekte olduğum ingilizce kursunun aktivitelerinde biz öğrencilere öğretmenlik yapmaktan başka günahı olmayan, ilginç bir şekilde genelde sarışın, renkli gözlü ve beyaz tenli amerikalılara benzemeyecek bir görünümde; siyah saçları, kahverengi mi/siyah mı olduğunu şimdi hatırlayamadığım gözleri, buğday teniyle hoş bir amerikalı. hatta ilk gördüğümde oraya devam
eden öğrencilerden biri olduğunu düşünmüştüm.

bunların ve bazen bağlantı vererek referans gösterdiğim blog kardeşleri dışında hiç kimseden gerçek isimleriyle söz etmedim ve bundan sonra da bu şekilde davranacağım. isim yerine avrupa'dan asya'dan yabancıların ismini -belirlediğim bir kuralı fazlaca ihlal etmemek kaydıyla- kullanıyorum.

buradaki hikayelerin bir kısmının kahramanı olan kişilere gelince:

Emma Summer, bir süre birlikte çalıştığım ve sana daha sonra açıklayacağım sebeplerden dolayı hiç bir zaman sözcüklere dökemediğim platonik aşkımın muhatabıydı.
uzun-ince boyu, gün ışığına bağlı olarak değişen açık/koyu yaprak yeşili renginde gözleri, bazen hafifçe sarıya kaçan, çoğu zaman kumral ve her zaman bir kısmını kulaklarının arkasından geçirdiği küt kesilmiş saçları ve küçücük dudaklarıyla benim için uzunca bir süre uykusuz gecelerin, bulutların üstünde yürümelerin, işe gidip gelmelerin, herşeyden ve herkesten kaçıp gitme isteklerinin, cevapsız soruların tek sebebi oldu. uzun süre gözlerine bakamazdım, öyle ki bu yüzden bir ara bakışlarıyla çevresindeki herkesi taşa çeviren mitolojik şahsiyetlerden Medusa'nın ismini vermeyi düşündüm.

bu ayrıntılı açıklama yazısını yazmama sebep olan meraklı ziyaretçimin "kim bu?" diye sorduğu Daisy ile Emma aynı okuldan mezun olmuş ve mezuniyetten hemen sonra yine birlikte o zaman benim de çalıştığım şirkette işe başlamışlardı.
Daisy ile de yaklaşık bir sene aynı şirkette çalışmıştık. onunla olan ilişkimiz Emma varken sadece arkadaş, Emma'dan sonra ise daha ileriye gitmeye cesaret edemeyen iki arkadaş'tan öteye gidemedi. oysa Emma faktörünü saymazsak, dünyalar farklı olsa bile öyle bir potansiyel fazlasıyla vardı.

tipik bir başak kızı olan Fancy ise eski hikayelerden birinin esas kızı, bir başka başak olan Piper ise listeye gelecekteki potansiyel dans partneri kontenjanından girdi.

bir de anyone var ama beni boşver ve yazdıklarıma/yazacaklarıma bak derim. belki anlatacaklarımda dünkü, bugünkü ve yarınki kendinden de bir şeyler bulabilirsin.

10 Ocak 2006

bir adet metro kullanma klavuzu lütfen

metroyla ilgili yön duygumu yitirmek sorunumdan sözetmiştim geçenlerde bu yazımda.

yazıyı yazdıktan bir kaç gün sonra bir sabah mecidiyeköy civarındayken yolun karşısına geçmek için metro girişlerini kullanabileceğimi düşünmüş ve kullandığım geçidin bu kez 100 metre kadar aşağısından ve yolun ters istikametinden çıkmıştım. sabahın körüydü ve henüz yarı uykulu bir haldeydim, o yüzden fazla üstelemedim, yolun kalanını da yürüyerek işyerine vardım.

son olarak dün yaşadıklarım bu konuda profesyonel destek almam gerektiğini düşündürdü bana:

bayram arefesi nedeniyle yarım gün çalıştıktan sonra eve gitmek üzere işyerinden ayrıldım.
yolda yürürken iyi saatte olsunlar "bu saatte eve mi gidilir ya" diye diretince vazgeçtim ve taksim/beşiktaş üzerinden kadıköy'e gitmek için en yakın metro girişinden aşağı indim. her zamankinden farklı olarak metro istasyonunun tenhalığı dikkatimi çekmişti. 2 dakika sonra metro geldi, bindim, her zamankinden farklı olarak bir hayli kalabalıktı, bu yüzden oturacak yer yoktu, köşede bir yere geçip beklemeye başladım.

bir yandan da -nerden aklıma geldiyse- kurtlar vadisi'nin hiç bir bölümünü izlemeyen 2145 kişiden biri, asmalı konak + kurtlar vadisi + yabancı damat ve aliye dizilerini izlemeyen 186 kişiden biri olduğum gibi paranoyakça düşünceler gezinmeye başladı kafamda.

birden kapıların her zamankinden farklı yönde açıldığını gördüm ve sebebini anlamaya çalışmaya fırsat bulamadan metro'nun sadece levent istasyonundaki duvarlarında bulunan o büyük mozaik tabloları gördüm.

ve şaşkınlıktan ağzım açık bir şekilde inmek üzere kapıya yaklaştığımda, aynadaki yansımadan "böyle bir aptallığı nasıl yapabildim" diye kendi kendime söylendiğimi gördüm

ve taksim'den minibüsle beşiktaş'a indikten sonra, oradan da vapurla kadıköy'e geçmeyi umduğum vapuru kaçırdığımı gördüm

ve gördüm daha pek çok şeyi

07 Ocak 2006

Neyi arıyorsan O'sun*

Microsoft tarafında bıraktığım eski mekanım geçen haftalarda 10.000 tıklamayı geçti. Uzunca bir süredir yazmadığım halde haftalık ziyaretçi sayısı buraya gelenlerden fazla. Ziyaretçilerin çoğu google arama motoru üzerinden geliyor.
İçerikle alakalı olmayan yönlendirmeler çoğunlukta ve bu sanırım pek çok kişinin ortak sorunu. İndeksleme ile ilgili teknik bir sorun olsa gerek.

Yoksa msn school girl list veya noel baba picture download ile herhangi bir alakam yoktur. pamela anderson'ın bir zamanlar cnbc-e'de izlediğim dizisinden dolayı bir kaç kez rüyama girmişliği olmuştur ama onunla olan ilişkim sadece bundan ibarettir.

Bir de dizide pek de aptal görünmemiş ve kafamı karıştırmıştı(bkz: çelişki) Dizide akıllı Sarışın rolü mü oynuyordu acaba :) -gerçek hayatta tanıdığım, zekasına ve tabii ki güzelliğine hayran olduğum Emma Summer'ın da sarışın olduğunu söylersem alacağım olası tepkileri azaltabilir miyim acaba?-

Blue chamber'ı arayan'a: Crimson Room ve Viridian Room'u zar zor bitirdim. Şu an Blue Chamber üzerinde çalışıyorum. Yeni ipuçlarını yakında buradan okuyabilirsin.

---
Leyla Ayyıldız (5)
Enis Akın (2)
msn school girl list
noel baba picture
ben ruhi bey nasılım
pamela anderson
Bullit Dolma
blue chamber k
---

*Mevlana

05 Ocak 2006

Liselim*

bu sabah işe gelirken önünden geçtiğim falanca okulunun yakınlarında şahit olduğum bir diyalog:

kapının önünde okula gelen öğrencilerin kılık kıyafetini kontrol etmekte olan hoca, sivillerini giyinip dışarıda bir cafeye/mekana gitmekte olan ve muhtemelen okulu kıracak olan bir öğrenci grubunun içinde ince bir t-shirt gitmiş olan yeniyetme liseliye uzaktan bağırarak;

-kızım nerde senin gömleğin

gömleğim yok

-neden yok

hocam allahın verdiğini kuldan mı saklıycam ya? alla alla

cevabı duyunca lafı yapıştıran yeniyetme liseliye dönüp baktım gülümseyerek.
aslında komik değildi ama neden güldüğümü ben de bilmiyorum.

*

04 Ocak 2006

Değişim(?)

KIRMIZI BAŞLIKSIZ KIZ'ın Super(kahra)manlıktan istifa ediyorum başlıklı bir önceki yazıma yaptığı yorum dünden beri düşündürdü beni. Uzunca bir süredir yakın çevremde olan birinin insancıl taleplerini çıkar olarak görecek kadar değişmiş olabilir miyim diye kendi kendime sorup duruyorum.

Don Quijote'u ilk kez okuyup kitap kahramanının idealizmini kendime ilke edinmeye karar verdiğimden bu yana 7 sene geçmiş aradan.
Bu hayat yolunda, yola Don Quijote olarak çıkan herkesi bekleyen aynı sonla karşılaşmış ve yolun geri kalanını kaçınılmaz bir şekilde ve farkında olmadan Sancho Pancho'ya dönüşmüş bir şekilde devam ettirdiğimi anladığım bu günlerde, söz konusu kadınlar olduğundaysa yaşanan onca ihanet ve hayalkırıklığı'ndan sonra bu değişim/dönüşüm süreci bu kez bilinçli bir şekilde Don Quijote'luktan Don Juan olmaya doğru ilerliyor.

Bu olası değişimin tek sorumlusu ben değilim ve paranoyakça bir düşünce, şizofrenik bir yanılsama da diyebilirsin ama artık hangi merhaba'nın saf sevgi, hangisinin çıkar koktuğunu anlamak için fazla zorlanmıyorum.

Benim gözümde durum çok ümitsiz olsa da bu günlerde bir kaç dostum, lalelerim ve Cansever'in imgeleriyle doldurduğum dünyamda küçük de olsa bir umut var etrafımı çevreleyen.

Her şeye rağmen "İnsan / Sana Güveniyorum / Saygılarımla(e.c)"